Makale Detayı

İç piyasada nokta atışı ile hayal ettirilebilen kurumsal satış !!

Merhaba, başlığa bakıp bu da nerden çıktı demeyin, bu kez yazının konu başlığı Facebook’tan çıktı, gecenin 02:00’ında ayakta olan bir grup dostum[1] bana ilham verdi ve böyle ilginç bir başlığı onlar sayesinde oluşturdum.  Gelin birlikte bu başlığın kelimelerini inceleyelim. İlk kelime;

 İç piyasa: daha söylerken aklıma, evdeki bulgur, tilkinin dönüp dolaştığı… gibi sözler aklıma geliyor. Yıllarca “aman içerde kriz olursa ne yaparız?” diyerek Dış Pazar aradığımız günleri hatırlarsınız, müthiş bir yabancı hayranlığı içinde, fuarlara gittik, toplantılara katıldık, bulalım edelim de bir şey getirip, parayı bulalım deyip durduk. Bazılarımız yabancılardan da kazık yedi, zaten o yabancılara galiba kazık atmayı da biz öğrettik. Sonra Antalya’daki yerli turiste davranan oteller gibi içeriyi bir boşladık ki sormayın. Sonra devran döndü, dışarısı daha fazla riskli oldu ve biz o küstürdüğümüz iç müşterinin peşine düştük, ama o artık Çin ile ithal ürünle o kadar samimi olmuştu ki, bize pek pas vermedi. Gelsin indirimler, açılsın vadeler, sonuç parmağın ucunda oynatılan yine biz olduk… O zaman diyoruz ki şimdi üzdüğümüz, biraz da gevşediğimiz iç piyasaya tekrar bakıp, hem prensiplerimizi koyarak hem de çok fazla üzmeden yine onlarla ticarete baştan başlayalım.

Sonraki kelime, Nokta atışı: Zaten hep atışlarımız bir notaya değil mi? Dartta da 12 bir nokta gibi değil mi? Herkesin hep vurmak istediği o değil mi? Herkes ona nişan alır ama çoğunluk onu vuramaz. Madem vuramayacaksın niye 12’nin peşine bu kadar düşersin. Sen de 10’u vurmanın uzmanı ol, bırak diğerleri 12 için boğuşurken sen de sakin sakin 10’u vur. Yok kanımızdaki kazanma hırsı, en iyi olma zorunluluğu, yıllardır vuramayacağımız halde 12’nin peşine düşürmüştür. Tamam 12’yi vurmak güzel ama sen de neyi vurabileceğini bunca zamandır öğrenmişindir. Yalnız bu yazıdaki nokta atışı biraz farklı, illa da 12 için mücadele etmekten bahsetmiyor, istersen hiç vurma ama neyi vurup vuramayacağını bilerek çaba göster. O zaman değerli kobi dostlarımız, önce bu 12 merakından bir sıyrılalım, sonra neyi vuracağımızı dürüstçe kendimize söyleyelim, sonra da onu vurmak için çaba gösterelim. Basit bir kural var. Ben neyi vurabiliyorsam orası benim 12’im ben sizin 12’niz ile uğraşmıyorum J

Diğer kelime Hayal ettiren: daha kelimeyi duyunca sayfaların yetmeyeceğini düşünüyorum. Öyle bir zamanda yaşıyoruz ki, insanlar hayal bile kuramıyor artık. Hayal kurmanın saçma olduğunu düşünüyorlar. Hayallerine bile ambargo konmuş gibi “madem olamaz o zaman niye düşüneyim” modunda kafa bile yormuyorlar. Kim mi bunlar? Bunlar siz kobi patronları değil, sizin çalışanlarınız genelde, eğer siz bu hayalleri kuramamış olsaydınız, şimdi buralara gelemezdiniz. Peki, sizin çalışanlarınız niye hayal kuramıyor, onu engelleyen şeyler neler? Hayal kurmak kötü mü? Eğer hayal kurmayı gelecekle ilgili hafızamızı doldurmayı bırakırsak şu anda bizi çalıştıracak bir yakıtımız yani motivasyonumuz olamaz. Satışçıların birinci ve en temel görevi hayal kurdurmak olmalı, peki kendi hayal kuramayan bir kişi karşısındakine nasıl hayal kurdurtur? Bırakın kendinizi, kapanın bir odaya ve elinize kağıdı kalemi alıp, tüm hayallerinizi yazın, onları isterseniz asın bir yere, isterseniz resimlerinden bir pano yapın, hergün önüne geçip düşünün, sahip olduğunuzda neler yapacağınızı düşünün ve asla olmayacağı gibi bir karamsarlığa kapılmayın. Sonuç mu? Yaşayın bakalım, belki evrenden size de bir torpil[2] vardır J Eğer hayal kurdurmayı başarırsanız, siz de hayal kurdurtan olursunuz.

Tabi son kelime Kurumsal satış: alıcı ve satıcının daha bilinçli bir araya geldiği, duyguların değil mantığın olduğu, kuruş ve sentler ile kazançların döndüğü ortam. İki tarafta neyi nasıl alacağını bilerek oturur masaya, iki tarafta ticaretten kar etmeyi hedefler. Aslında bence kurumsal satış sözü külliyen yanlış bir söz, eğer bir kurum bir kuruma bir şey satıyorsa bunun adı “satış” değil, “müzakere” olmalı. Çünkü burada satışa konu olacak enstrümanlardan çok daha fazlası, çok daha uzun soluklu olarak kullanılacaktır. O zaman kurumsal satış yapanların en kısa sürede “müzakere” eğitimi almaları da herhalde kaçınılmaz di mi? J

Bu kelime türeterek yazı yazma işinden çok keyif aldım, umarım siz de sıkılmamışsınızdır. Benzer fikirler olursa benimle paylaşırsanız sevinirim. Bu yazıyı okuyup, bana mail atan herkese sürpriz hediyem olacak e-maillerinizi bekliyorum.

Unutmayın ki; Satış Kumar Değildir! Profesyonel Destek Gerekir



[1] Çetin Ünsalan, Veysi Yaşar, Bilge Yurt, Muharrem Görgel, Koray Haluk Çağlar, Nalan Dedeoğlu, Özlem Öztürk

[2] “Evrenden Torpilim Var” Aykut Oğut tavsiye ederim mutlaka okuyun